Metropia Anomisi

Dünya, tarih boyunca iyi bir yer sahibi olabilmek için kendi içiyle, kendi yarattığı ülkelerle savaştı. Kaybetti, kazandı. Öyle ki hayali hep iyi bir varlık olmak, insanlığa insan olmanın güvenini sağlamaktı. Ancak farketti ki uğruna savaştığı insan, anlamını hiç bilemediği “kendini” yokluğa terk etti. Çıkarlarını araladığı tüm sinsiliklerle merkezi olmak istedi evrenin yahut kendinin. Her şeye “ben” diyebilmenin cezbini bencilliğe resmetti. Resmedilen bu bencillikte geleceğin tükenişinin, içeriden ölen bir toplumun ; kurallarını,ahlakını ve varoluşunu belirledi. Geçmişi ve geleceği sınırlandırarak kontrol düşkünü bir metabolizma haline geldi.
Metropia (2009), insan benliğinin acizliği ile yaratılan bu kontrol mekanizmasının, nasıl çözümlendiğinin, toplumu nasıl kendi kaderine terkettiğinin en açık göstergelerinden biri. Her imgesi ile altı çizili “şimdi” nin gerçeğini farklı bir gözle yorumluyor. 2024 yılında, milenyumun uğradığı çağ dışılığı irdeliyor. Uygarlığın, savaşların ardından kendi haline bırakılmışlığı ile insanlığı, insanca yaşama erdemine inandırırken yarattığı tüketim hareketleriyle bu erdemin eriyişini gözlemliyor. Bir distopyadan ziyade günümüzün koşullarını vurguladığı açık olmakla birlikte sürekli izlenen, izlendiğinin bilinç dışılığında benliksiz eylemlerin sorunlarıyla sürekli tüketim eğilimi kazandırılan insanlığın tahribatını yineliyor.
Kontrollü
yaşamda ilk hedeflenen hareket edebilme özgürlüğüdür. Hareket, sizi içinizdeki
bağımsızlığa taşıyan ilk adımdır. Ve Metropia’ da bu ilk adım bisiklet
kullanmak. Bisiklet kullanmanın yasak olduğu ve tüm Avrupa ile bir metro ağıyla
ulaşım sağlayan bu şehirde, iki pedalın insan varlığına katacağı özgürlük,
sınırlandırılmış yaşamın ilk karşı çıkışı ilk direnişidir. Roger, yalıtılmış
olduğu gerçekliği farkettiğinde seslerde beraberinde gelir. Son dönem
modernizmin ağır eleştirel yapımlarında gözlenen karakterin seslerle uyanışı
Metopia’ da “İçindeki seni dinle” sloganı ile hayat bulur. Bu bulunuş
“Kişiliğinin kontrolünü kaybedince ne yaparsın?” sorunsalı ile anominin
merkezini belirler. Her canlının var olma alanın daraltıldığı toplumda,
sistemin çarkıyla oynayan yahut oynatılan bireyin yapımda konumlandırıldığı
yer; televizyon karşısında ölen bir "şu an" dır. Yaşadığımız yüzyılın
lanetine kulak kabartır gibi yapım, hiçliğin çığlıklarından uzakta
oyalanan,oyalandırılan bir yığın. İçimizden konuştuğumuz bu yeryüzünde,
ruhumuzun aldığı rengin hıçkırığı yalnız olmaktır.